10 Mart 2016 Perşembe

UZAKTAKİ YAKINLAR


Cep telefonu çıkar çıkmaz hemen alanlardan değilsem de edindiğim dönemde herkeste yoktu bu meretten. O azınlıklardan biri olarak cebimde dolaştırdığım bu teknoloji harikasını ara ara elime alır, küçücük ekranını hohlayarak buğu oluşturur özenle silerdim. Etrafımdakilere hava atmaktan başka bir işe yaramazdı, çünkü yakın çevrem henüz bir cep telefonu edinmiş değildi. Doğal olarak da günlerce çalmazdı. İyi tarafı şarjı zırt diye bitmiyordu. Kötü tarafı ise bir işe yaramıyor duygusuna kapılıyor olmamdı. Sonra sonra çoğalmaya başlasa da cep telefonu ile görüşmek pahalı olduğundan fazla tercih edilmiyor, aranan kişinin nerede olduğu öğreniliyor sabit bir yerdeyse oranın numarası isteniyordu.

Çoğunluk bunun gel geç bir moda olduğu fikrindeydi. Herkes, ağız birliği etmişçesine bu aletin iş adamlarına, pazarlamacılara… yani sabit bir yerde olmayan meslek sahipleri için uygun olduğu fikrini savunuyordu. “Ben evden işe, işten eve giden biriyim, iş yerinde de evde de sabit telefonum zaten var, bunu alıp napıcam?” diyordu.

O zaman internetin içinde dahil edilmediği telefonun en güzel özelliğini içinde bir rehber barındırmasıydı. Her telefon alan, evlerindeki ajandalarını önüne koyup listeyi baştan aşağı kaydediyor, gerektiğinde aradığı kişinin baş harfini yazıyor, o kişinin adını ekranda görünce bundan büyük mutluluk duyuyordu. Dışarıda gezerken herkesin telefon numarasının cebinde taşıdığını bilmek büyük keyifti.

Tabii SMS’i de atlamamak lazım. Uzun uzun konuşmaktansa birkaç cümle ile daha uygun bir bedel ödeyerek mesajlaşmak daha ekonomikti. Son teknoloji aletin bu özelliği insanların konuşmadan iletişim kurmaya yöneltmesi mektuplaşma devrinin hayli hızlı versiyonuydu ve hemen benimsendi
Fakat uzun bir şey yazdığınız taktirde bunun bir mesaj karakter sayısından daha uzun olduğunu anlayan alet “bu mesajınız iki mesaj ile ücretlendirilecektir” uyarısı vermeye başladı. Bu da iki misli ücret demekti. Ama bu da çözülmeyecek bir şey değildi. Yeni nesil kendi aralarında (slm, mrb, nbr gibi) yeni bir dil geliştirdi. Bayram gezmeleri yerini SMS mesajlarına bıraktı. Daha sonra toplu olarak da mesaj atılabiliyor olduğunu öğrenenler tek tuşla tüm yakınlarının bayramlarını kutlayabilmesi harikulade bir durum olarak değerlendirdi. Bu durum bizleri bir sürü yolculuktan, el öpmelerinden kurtarıyordu. Sonra sonra o mesajlar da gitgide azaldı azaldı, yok oldu.

Bu teknolojik alete günümüzde, “android akıllı cep telefonu” diyorlar. İnternet denen lebideryayı içinde barındırdığı yetmiyormuş gibi bu telefonlara özel, bedava yazışma, ses kaydı gönderme, fotoğraf çekme-atma, gibi birçok yazılım eklendi. (Kendi içinde “google play store” adından bir dükkânı bile var). Beğendiğin bir fotoğrafın SS (screen shot) alabiliyor, kesip biçip renklendirebiliyor, üzerine not bile yazabiliyorsunuz. Kendi içindeki yazılımları kullanarak oyunlar oynayabiliyor, yeni arkadaşlar edinebiliyorsunuz. Üstelik yabancı diliniz varsa dünyanın her yerinden bir arkadaş edinmeniz de gayet mümkün. Benim tanıdığım biri, neredeyse yok denecek bir İngilizce ile taa Meksika’dan bi kız arkadaş edindi. Hiçbir araya gelmemiş bu iki insanın evlilik konuşmaya başladıklarına bizzat şahit oldum.


Eş, dost, akraba, komşu ziyaretlerinin neredeyse bittiği bu devirde okyanus aşırı arkadaşlıklar mümkün. Yakınlarımızla bir araya gelip bir şeyler konuştuğumuz ender zamanlarda bile bir süre sonra bakıyorum herkes kendi eline aldığı, yassı soğuk ama son model teknoloji ürünü androide girmiş, ya mevcut anın fotoğrafını paylaşıyor ya da kopya çeken öğrenci çekingenliğiyle birine bir şeyler yazıp ortama geri dönüyor. Orada olmayan daha cazip, daha öncelikliymiş gibi bir durum gözümlüyorum. Yani yanımızdakilere uzak uzaktakilere hayli yakınız.

Mart 2016

Uğur Mıstaçoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumsuz kalmayınız...