29 Eylül 2015 Salı

HOŞT!

Her sabah olduğu gibi, gece yatarken iyi geceler dilediğim tavana günaydın diyerek uyandım. Saat 10.05. Günlerden Pazar. Detone şarkılar eşliğinde bir duş, ıslıklı sakal tıraşından sonra; saça jöle, boyun bölgesine parfüm, çaya şeker, ekmeğe yağ, sigaraya çakmak derken saat 11.35 oldu. Saat 14.30’de sevgilim Aysu ile Reks Sineması’nın önünde buluşacağız. Son buluşmamıza sadece yirmi dakika geç gittiğim için tüm gün surat asmış, bir daha geç kalırsan beklemem haberin olsun diyerek restini çekmişti. Saçıma son rötuşları yapmak için banyodaki aynanın karşısına geçtim. Elimi ıslatıp aynaya yaklaştım. Tam o sırada burnumdaki belli belirsiz sivilceyle karşılaştım. Onunla uğraşırken abandığım lavabo ayağıma düştü. Sol ayağımın üstüne. Lavabonun nasıl olup da düştüğünden çok, hiçbir acı duymuyor olmama şaşırmış olarak ayağımı yavaşça geri çektim. O da ne? Sol ayağım lavabonun altında kaldı. Hiçbir şey hissetmiyorum. Kopmuş ayağımı elime aldım. Bir an önce hastaneye gidip diktirmeliyim düşüncesiyle kapıya doğru yürümeye çalıştım. Sol ayağımın elimde olduğunu unutunca ilk adımda tökezleyip düştüm. Kafamı duvara vurmamla sinirlenmem bir oldu. Uçarak kafa attığım duvarın şaşkın bakışlarını takip edince kafasız bir bedenle karşılaştım. Yerdeki kafasız beden bana aitti. Tüm bu olan bitenin gerçek olamayacağı düşüncesiyle kaba etimi çimdirdim. Hacıyatmaz gibi dönüp duran kafam, bu çimdiğe çığlık atarak karşılık verdi. Gözlerim birkaç metre ötede yatan, bir ayağı elinde kafasız bedenime bakıyordu. Herhangi bir acı hissetmiyor olmama bir anlam veremiyordum. Sakin olmaya çalışarak yerdeki kafayı kaldırdım. Sağ elimde sol ayağım, sol elimde kafam sek sek oynayan kız çocuğu gibi kapıya yöneldim. İki saat uğraşıp titizlendiğim saçlarımın dağılmış olmasına üzülüyordum. Caddeye çıkıp bir taksi çevirdim. Kapıyı açtım, sağ elimdeki sol ayağımı “Sana zahmet şunu bi tutabilir misin?” diyerek taksiciye uzattım. Taksici ayağımı iğreti bir şekilde tuttu. Diğer elimi göremediğinden olsa gerek ne kafasız adamlar var diye mırıldanırken ben arka koltuğa yerleşip kapıyı kapadım. Taksicinin iğreti bi şekilde tuttuğu ayağımı geri alıp yanıma koydum. Taksi hareket edince sol elimdeki kafamı iki koltuğun arasından taksiciye uzatıp teşekkür ettim.  Kafasız olmadığımı gören taksici hayli irkildi. Kafamı bacak arama yerleştirdim. Darmadağın olmuş jöleli saçlarımı seviyorum.
“Nereye?”  Klasik taksici sorusu: Aysu’ya geç kalma korkusuyla hastaneye gitmekten vazgeçerek cevapladım: “Kadıköy boğa.”
Bu gece Aysu ile sevişeceğiz düşüncesi bacak aramın sertleşmesine sebep oluyor ve bu durum o bölgede konuşlanmış kafama rahatsızlık veriyordu. Kendi kafasını beceren ilk insan olarak tarihe geçebilme düşüncesi komiğime gidiyor. Bir süredir; erkeklerin salyalarını akıta akıta kadın peşinde koşturmasının, kadının kaburgadan yaratıldığının en büyük kanıtı olduğunu düşünüyorum. Hatta geçen gün bunu Facebook’ta paylaştım. Bu saptamam tam üç beğeni aldı.
Cebimde titreyen telefonu çıkardım. Hiçbir şey göremeyince kafamın bacak aramda olduğunu hatırlayıp telefonu gözümün hizasına getirdim. Aysu, “Geç kalma” diye mesaj yollamış. Şahane bir trafik var. Taksici muhabbet açma derdinde. N’olacakmış bu İstanbul trafiği?  Üçüncü köprü bitince biraz rahatlar mıymış? Kucağımdaki kafayı alıp ön konsola yerleştirdim ve “Hayır” dedim “rahatlamaz. Taksi, dolmuş ve otobüsleri yok edeceksin. Her yere metro yapacaksın. Şehir içinde özel araçları yasaklayacaksın. Helikopterdeki ÖTV’yi kaldıracak, herkesin birer helikopter almasını sağlayacak, zeplin kullanımını teşvik edeceksin. Başka türlü düzelmez bu trafik.” Taksici kocaman açılmış gözlerle hiç böyle bir kökten çözüm önerisiyle karşılaşmadığını değişik bir kafa yapım olduğunu belirtti.
Nihayet geldik. Taksici, “Birader kafayı unutma” diye kendince bir espri yaparak kafamı bana doğru uzattı. Ayağımı kot pantolonum cebine soktum. Buluşmamıza yarım saat var. Kafamı koltuğumun altına alıp Bahariye’ye doğru seke topallaya yürümeye başladım. Yol üstündeki bir restoranın tuvaletine girdim. Kafamı pissuvarın yanındaki lavaboya bıraktım. Çişimi yaptım. Cinsel organımı sallarken elimde kaldı. Lan n’oluyor? Elimdekinin cinsel organım olduğundan emin olabilmek için lavabonun yanına park ettiğim kafaya doğru uzattım. Hassiktir! Öyle ucundan falan değil, komple kopmuş. Boncuk boncuk ter dökmeye başladım. Yirmi beş yaşın en gerekli uzvu elimde kalmıştı. Tarifi imkânsız bir üzüntü içinde ne yapacağımı düşünmeye başladım. Penisimi lavabonun kenarına bıraktım. Suyu açıp yüzüme su serptim. Kafamı kurularken kolum penisime çarptı ve iki kere sektikten sonra çöp tenekesine çarparak durdu. Hemen almasam uçup gidecekmiş hissiyatı içinde eğilip almam bir oldu.  Tuvalette kimselerin olmaması büyük şanstı. Suyu tekrar açıp bu kez penisimi yıkamaya başladım. O olayı tamamen yanlış anladığı için gitgide büyümeye başladı. Saatime baktım. Aysu ile buluşmama on beş dakika kaldı. Restorandan çıkıp seke topallaya buluşacağımız yere doğru yürümeye başladım. Sağ elimdeki penisi görenler vibratörle gezdiğimi düşünüp kikirdiyorlardı. Koltuk altımda kafam, cebimde ayağım, elimde penisimle yürümek hayli yorucu olmaya başlamıştı. Ağırlığı çeken sağ bacağımın takati kalmamıştı.  Bir süre sonra penis benlik bir durum yok duygusuyla avucumun içinde ufalmaya başladı. Onu da sağ cebime sokuşturup ayaküstü soluklandım. Nefes nefese kalmıştım. Az ilerde bacaksız bir çocuk, önünde kartondan küçük bir kutu, kutu içinde kimi bozuk paralar dekoruyla dileniyor, hemen yanında kirli beyaz bir sokak köpeği ona arkadaşlık ediyordu. Tam önlerinde durdum. Köpek yattığı yerden kafasını kaldırıp bana baktı. An itibariyle kimsenin kutuya para atmamasına canım sıkılıştı. Çocuğun bacaksızığı umursayan kimse yoktu. Cebimden çıkardığın bozuk paraların tamamını kutuya attım. O sırada köpeğin havada yakaladığı et parçasını yere düşmesine izin vermeden tek hamlede yuttuğunu gördüm. Etrafıma bakındım kim attı o et parçasını diye. Şüpheli kimseyi göremeyince içime bir kuşku düştü. Tekrar elimi cebime soktum. Lan!!! O sinirle sol cebimdeki ayağı çıkarıp köpeğin kafasına fırlattım. İyk diye bir ses çıkarıp doğruldu. O ana kadar başı önde olan bacaksız da kafasını kaldırıp bana bakmaya başladı, hemen soluna düşen ayağa şaşırmış bir ifadeyle. İt oğlu it ayağımı da yiyince koltukaltımdaki kafamdan dumanlar çıkmaya başladı. Olmayan ayağımı destek yaparak diğer ayağımla köpeği tekmeleyemediğim için delirmek üzereydim. İt oğlu itten intikam alma duygusuyla koltuk altımdaki kafamı köpeğe doğru smaçladım. İsabet etmediği gibi karpuz gibi ortalara saçılan beynimi,  nereden geldiğini anlayamadığım iki sokak köpeği ile birlikte afiyetle yediler. Bu gördüğüm son görüntüydü. Sonra olduğum yere yığıldım. Aysu’yu bir daha göremeyeceğim duygusu, penisimin bir sokak köpeği tarafından çiğnenmeden yutulmasıyla birlikte anlamını yitirmişti. Bir süre ne yapacağımı düşünmeye çalışsam da başaramadım. Kafa olmadığı için bir süre kalbimin sesini dinlemeye çalıştım. Kalbim; “Kulak olmayınca nasıl olacak o iş?” sorusunu duyguya çevirip ruhuma enjekte edince pes ettim.
Yapacak bir şeyim yoktu. El yordamıyla, böbreklerimi, bağırsaklarımı, dalağımı çıkarıp köpeklere sundum. Bağırsaklarım dahil hepsini afiyetle yediler. En son kalbimi çıkardım ve uzattım.
Saat 14.37. Yanımda iki arkadaşımla birlikte Reks Sinema’sının önünde oflaya puflaya beni beklemekte olan Aysu’ya yanaştım. Sadece yedi dakika geç kalmıştım. Olabildiğince kibar bir ses tonuyla seslendim: “Aşkım!”  Yüzünde endişeli bir ifade vardı. Ben yanaştıkça o kıçın kıçın gerilemeye başladı. İki arkadaşım Aysu’yu korkutmamak için biraz geride durdular. Ben biraz daha yanaşınca korkuyla bağırdı: HOŞT!


Eylül 2015

Uğur Mıstaçoğlu






2 yorum:

  1. Nasıl yazdın bunu ya? Ben okurken yoruldum ! Eğlenceli !

    YanıtlaSil
  2. Merhaba,

    Hastalarımız için böbrek satın almak için bir kez daha buradayız ve onları kurtarmak için bir böbrek bağışlamak isteyen herkese iyi miktarda para ödemeyi kabul ettiler ve böylece bağışta bulunmak istiyorsanız veya bir Hayat kurtarmak istiyorsanız, lütfen aşağıda e-posta ile bize yazın.

    Bu sizin için zengin olmanız için bir fırsattır, biz temin ederim ve bizimle% 100 güvenli bir şekilde sizinle güvence altına alıyoruz, herşey yoluna giden böbrek bağışçılarına göre yapılmalıdır.
    Artık boşa harcamayın, lütfen irruaspecialisthospital20@gmail.com adresine bize yazınız.

    Irrua Uzman Eğitim Hastanesi.

    YanıtlaSil

Yorumsuz kalmayınız...