2 Ocak 2015 Cuma

TANGO VE MARADONA


Tek başına yaşadığı bekâr evinde uyurken, çükünün “Beni tuvalete götür yoksa yatağı ıslatacağım!” tehdidine daha fazla karşı koyamayarak erkenden kalktı. Akşamdan kalma bedeni ve henüz tam açılmamış göz kapaklarının da etkisiyle zig ve zag şekiller çizerek çükü tuvalete götürdü. Çük gece boyunca biriktirdiği sıvıyı bitmek bilmez şekilde tuvalete boşaltırken çük sahibi cumartesi geceleri bira içmenin pazar yatak keyfinin içine ettiğini, bira yerine rakı veya şarap içmenin daha mantıklı olacağını düşündü.

Mutfağa girdi, buzdolabını açtı, kahvaltı hazırlamaya üşenip bir parça kaşar peynirini kendi ağzının içine basketledi. Buzdolabı kapısını Brezilyalı futbolcuları aratmayan estetik bir topuk hareketiyle kapatarak salona doğru sambaladı. Salonun çeşitli yerlerindeki bira ve şarap şişelerine basmaksızın kıvrak çalımlarla ilerleyerek ikili koltuğa ulaşıp laptopunu açtı.

Maillerine baktı, gereksiz reklamlar haricinde kayda değer bir mail gelmediğini görüp mail sayfasının yanına komşu bir sekme açarak Facebook’a geçiş yaptı. Burada bir süre gezinip sıkıldıktan sonra yeni bir komşu sekme daha açıp Twitter’a geçti. Üç beş dakika bakındıktan sonra, bu kadar sosyalleşme yeter diyerek mutfak tarafına yöneldi. Şişeler arasından lingo lingo şişeler şarkısı mırıldanarak slalom yaparken şarap şişelerinden birine hafif bir temasta bulunarak mutfağa girdi. Boş şarap şişesi cıbıl zeminin de etkisiyle kendi etrafında iki tur döndükten sonra, ağız kısmının çerçeve içindeki dolgun göğüslü kızı gösterdiğini fark etmedi.

Orta şekerli bir kahve yapıp tekrar salona yöneldi. Labirentin içinde peynire ulaşmaya çalışan farenin salak hâlini andıran bir geri dönüşle laptopununun başına geçip dördüncü sekmeye tıklayarak haberlere göz attı. Karısını yirmi dört yerinden bıçaklayan, benzin döküp kendini kundaklayan, kundaktaki çocuğunu cami avlusuna bırakan haberlere denk gelince yerine göre zamir, fiil, bağlaç ve noktalama işareti olarak sıkça kullandığı küfrü savurup laptopunu sinirle kapattı.

Sol elinin iki parmağı arasındaki soğumaya yüz tutmuş kahveyi iki yudumda bitirdi. Boş fincanı sehpanın üstüne koyacak yer ararken, bunun gereksiz bir çaba olduğunu fark etti. İki akşam öncesinden kalan pizza kutusunu, içinde kalan katılaşmış bir dilim pizzayı, onun yanında duran iki kutu kolayı, biri boş diğerinin dibinde iki parmak kalmış iki şarap şişesini ve dört boş bira şişesini görerek sehpanın üstüne kaçak bir kat çıkılırsa nasıl olur acaba diye düşündü. Bu konuda tecrübesiz biri olduğu aklına gelince bu fikrinden vazgeçip “Sehpanın üstünde ne varsa toplayıp bir poşete tıkıştırdım mı tamamdır.” diye düşündü.

Bir sigara yaktı. Kül tablası ararken sehpanın üstündeki her biri ağzına kadar tıka basa izmarit dolu üç küllükle göz göze geldi. Bir süre sonra biten sigarasını en sağda duran izmarit mezarlığına zorla iliştirerek gömdü.

Usta bir ralli şoförü gibi mutfağa ulaşarak el frenini çekti; içine içki konulsun diye imal edilen siyah renkteki poşetlerden birini bulup salona uçarak geri döndü. Oldukça dağınık ve tozlu salonun alıp başını gitmesi yetmezmiş gibi, az önce söndürdüğü sigaranın sönmemiş olması ve diğer ölü izmaritleri canlandırmaya yaltaklanarak çıkardığı dumanın leş gibi kokusunun tüm odayı sarması sinirlerini iyice zıplattı. Sigarasını tekrardan söndürüp, diğer elindeki siyah poşete tüm şişeleri doldurmaya başladı. Her bir izmaritin ölmüş olduğundan emin olduktan sonra izmarit mezarlığını da siyah poşetin içine defnederek mutfağa bıraktı. Mutfak balkonunun mermerine misafir gelmiş kumru ile göz göze geldi. Mutfak masası üstündeki kurumuş hatta hafiften yeşermeye başlamış taş gibi ekmeği “Al şunu git başımdan!” diyerek kumruya doğru attı. Taş gibi ekmek kumruya isabet edince hayvan birkaç kanat çırpıp ne olduğunu anlamadan balkonun köşesine düşüp öldü. Kumru katili hayvanın ölmesini kuş beyinli olmasına bağlayarak bahçedeki kedilere “Pisipisi alın size taze ölmüş kumru!” diyerek merhumu gelen iki kedinin önüne fırlattı.

Salonun yeterince toplandığı duygusuyla keyiflenip, üç gün önce aldığı fakat okumaya fırsat bulamadığı gazetenin spor sayfasını açtı. Neredeyse unuttuğu 6-1 lik Real Madrid hüsranını hatırlatan gazeteyi buruşturup kasissiz hâle gelmiş mutfak yolundan geçerek şişe ve izmaritlere mezar olan siyah poşetin içine tıkıştırdı.

En iyisi dışarı çıkmak ama nereye gidilecek diye düşünürken çük tekrar tuvalet ihtiyacını gündeme getirdi. Çükü ihtiyaç için tekrar tuvalete götürüp, çişini yaptırıp yerine sokuşturup çıktı. Çük boynu bükük, don içindeki yerine hiç itiraz etmedi. Vücudun sıvı kaybını dengelemek için su içmeye mutfağa gittiğinde çöp poşetinin yanmaya başlamasıyla çıkan dumanları görüp paniğe kapıldı. Su bidonunu yanmaya başlayan çöp poşetine boca ederek olası yangını söndürdü. Başlamadan biten felaketin ardında burun kakan bir koku ve çamurumsu görüntü kaldı. Kendi evini kundaklamasının verdiği suçlulukla temizliğe girişti. Elbise fırçasından süpürge, kırık plastiğimsi yuvarlak tabaktan faraş yapıp tüm delilleri yeni ve daha büyük bir poşet içine doldurup bahçeye fırlattı. Sabah kahvaltısını mideye indiren kedinin kafasına düşen çöp poşeti ve tüm apartmanı ayağa kaldıracak viyaklamasının ardından patinaj çekerek uzaklaşması ile hiç ilgilenmedi. Yerin çamurlu kalmasına canı sıkılınca hortumu musluğa takıp yeri tazyikli suyla yıkamaya başladı. Biriken suyun salona doğru gitmeye başlamasıyla hemen musluğu kapattı. Neyse ki salonda çok fazla sıvı birikimi olmamıştı. Belli bir bölgede biriken suyun üstüne kışlık yorganı örterek olayı kapattı.

Kavurucu İstanbul sıcağına hiç aldırmadan giyinip plansız ve programsız şekilde kendini sokağa attı. Köşe başını dönmeden cep telefonunun Parkinson hastası gibi titremesini hissederek durdu. Telefonu cebinden çıkardı. Arayanın geçen hafta ayrıldığı kız arkadaşı olduğunu görerek ve şaşırarak açtı.

“Efendim?”
“Seni seviyorum!”
“Ama ben seni sevmiyorum!”
“Sana fikrini soran olmadı, hemen benim eve gel!”
“Sana gelmem için bir sebep söyle?”
“Hava çok sıcak ve benim evimde klima var.”
“Peki, geliyorum.”

Eski sevgilisinin mantıklı sebebini çük de onayladı. İyi kız aslında… Göğüslerinin aklından çok büyük olması yatakta sorun değil ama arkadaş ortamındayken yarım akıllı olması hiç çekilmiyor diye düşündü. Sonra “Sanki sen çok mu akıllısın?” düşüncesi pırtladı beyninde, pırtlamış düşünceyi yerine sokup yürümesine devam ederek biz neden ayrılmıştık ki diye düşündü. Bir miktar adım sonra hatırladı. Kız arkadaşının evindeki sevişme sonrası yakılan keyif sigarası esnasında kızın birlikte tango kursuna yazılalım ısrarı yüzünden tartışmışlardı.

 “Tango, Arjantin’de bir isyanın dansıdır, biz Türkiye’de yaşayan iki yarım akıllı olarak neye isyan edeceğiz? İlla isyan edilecekse neden Arjantin tarzı bir özentiyle isyan ediyoruz? Cari açık almış başını gidiyor, ayrıca isyanı ithal edip cari açığı büyütmek çok saçma, Ankara'nın misket havasıyla da isyan edilebilir. Hem de çok daha kapsamlı ve herkesin katılacağı bir isyan olur. Tangonun isyanından ne olacak? Kaç kişi tango biliyor?” diyerek ve kapıyı çarparak çıkmıştı.

Kapının çarpılmasıyla karşı daire kapısının aniden açılıp meraklı ve çok dedikoducu dul teyzenin hiç gereksiz sorularıyla da ayrıca muhatap olunmuştu.

“N’oluyor ayol, bu ne gürültü?”
“Sizin haberiniz yok mu? İsyan başladı!”
“Ayy ne isyanı, nerede başladı?”
“Ankara-Arjantin arasında!” diyerek binmişti gelen asansöre.

Termometrenin kaç metre sıcaklık olduğunu ölçmeye metresi yetmediğinden herkesin hissettiği sıcaklıkta geçirdiği bu nereden ithal belli değil, fakat Afrika’dan ithal olduğu tahmin edilen sıcak eşliğinde yürümesine devam etti. Az kalmıştı klimalı sevgilisinin evine.

Tişört terden iyice vücuduna yapışmış, çük kabuğuna çekilmiş ve büzüşmüş, don kıç arasına girmeye yaltaklanırken girdi sevgilisinin morg soğukluğundaki evine.

Evin soğuk ortamıyla sevgilinin yarı çıplak haldeki sıcak sarılışı ideal bir hava yaratırken devinim kazanan çük “Tutmayın beni!” diye diklendi.

Çük diklenmenin etkisiyle olayı penissel bir boyuta taşıyıp isyana dönüştürmesi sonucu gelinen noktaya dayanamayan can sahibi, kızın aklından büyük memelerini avuçlamaya başlamasıyla hareketlenen ve kızın penissel oynaşlarıyla devam eden sevişken müsabakanın sonucunda kız; “Bırak bu Ankara havasını, bak senin Maradona tangoyu öğrendi bile!” deyivermesin mi?

Olay dönüp dolaşıp tekrar Arjantin havası tangoya düğümlenip çözülmez hâle gelince tartışma kavgaya dönüştü, evde bağrış çağrış, küfür derken, Maradona lakaplı çük korkuyla donun içinde iyice büzüldü. Sonra bi cesaretle geri dönüp “Hadi kaçalım!” diyerek çekiştirdi sahibini. Maradona önden seri çalımlarla sahibini kapıya kadar çıkararak yardımcı oldu. Çükün sahibi çüküyle birlikte daha önceden antrenmanlı bir şekilde kapıyı hızla çarparak çıkınca antrenman eksiği bulunmayan karşı komşu da hemen kapıda belirdi.

“Ay n’oluyor yaa gene mi sen? Ne bu patırtı kütürtü? N’oluyor ayol gene?” sorusuna; Çük sahibi “Yok bir şey!”, çük ise “İsyan günlerinde aşk!” diye cevap verdi.

Uğur Mıstaçoğlu

"Rahat Batınca" adlı kitaptan...