28 Kasım 2014 Cuma

BİZ SENİ ÇİNGENELERDEN ALDIK

Babamın itirafından sonra şaka yaptığını düşünerek iki kez sormuş ikisinde de aynı cevabı alarak yıkılmıştım. Bunca yıl yalan söylediği konusunda yalan söylemediği belliydi. Beş buçuk sene boyunca bana yalan söylediklerine inanamıyordum. O gece sabaha kadar ağladım. Psikolojim iyice bozulmuştu. Ağlamaktan gözlerim şişmişti. Yüzümü yıkarken aynaya baktım. Gerçekten de hiç birine benzemiyordum. Babamdan daha saçlı, annemden daha esmer, kardeşimden daha uzundum. Bu evde sığıntı gibi yaşayamazdım. Tası tarağı toplayıp gitmem gerektiğini biliyor, nereye gideceğimi bilmiyordum.

O gün, gün boyu ne yapmam gerektiğini düşündüm durdum. Dün itibariyle üvey olduğumu öğrendiğim evin kadınına anne dememeye özen göstererek akşamı yaptım. Akşam yemeğini yerken -üvey- babam iş yerinde çalışan birinin kovulduğunu anlatıyor, kardeşimin yanaklarından makas alıyor, beni görmezden geliyordu.


Gece rüyamda Çingen Haluk adlı bir adam evin kapısına geliyor, beni alıp at arabasının arkasına atıyor, bozuk ve taşlı yollardan seke seke giderken atların isimlerini söylüyor: “Soldaki Düldül, sağdaki Karakaçan.” Ne kadar yaratıcı… O an, bu iki beygir gücündeki araç sürücüsü kavruk adama ne kadar benzediğimi fark ediyorum. Bir süre daha gittikten sonra derme çatma bir çadırın önünde duruyoruz. Başı bağlı, şalvarlı ve şişmanca bir kadın beni bağrına basıp “Ceyhunum,” diyor. “Yavruum!” Kadının koca memelerinin arasına bastırılmış yüzümü geri çekip “Ter kokuyorsun,” diyorum. Birisi ben yaşlarda, diğeri benden küçük iki çocuk koşturarak geliyorlar. Ufak olan anadan üryan... Çingen Haluk, “Bunlar da kardeşlerin,” diyor. “Bu Selim, bu da Sedat.” Aman ne güzel. Mahalleden arkadaşım Teoman’ı görüyorum. Uzaktan bağırıyor: “Şimdi anladın mı sana neden piç dediğimizi?” Yerin dibine giriyorum. Çingen Haluk, Teoman’ı ensesinden yakalayıp poposunu tekmeliyor, “Sen benim oğluma nasıl piç dersin?” diyor. Beni sahiplenmesi hoşuma gidiyor. Teoman arkasına bakmadan kaçıyor. Kikir kikir gülüyorum. Aslan babam benim. Anadan üryan çocuk -Sedat- elini pipisinden çekip elimdeki misketleri istiyor. “Al kardeşim,” diyorum.  Annem benim şerefime tenekede tavuk yaptığını, birazdan hazır olacağını söylüyor. Tenekede tavuk mu? Babam beni çadırın yanındaki tabureye oturtup anlatıyor: Yetmiş iki tane çocuğunun varmış, altmış dokuzunu sağa sola dağıtmış. Oha! Annem falcılık yapıyor, kendisi yan gelip yatıyormuş. Ohh ne güzel valla. Benim de artık çalışmam lazımmış. Koca adam olmuşum. Daha beş buçuk yaşındayım ya. Çadırın masraflarıyla başa çıkamıyormuş.“İyi de baba,” dedim. (Evet, ağzımdan çıkan buydu; baba! Bu Çingen Haluk’u ilk babalamamdı). “Ben bu sene okula başlayacaktım.” Gevrek gevrek güldükten sonra, “Okuyup ne yapacaksın?” diye sordu. Manyak lan bu adam diye düşünürken tam önümde bir belediye otobüsü durdu. Evet, en iyisi kaçmaktı. Koşar adım otobüse bindim. Sarıklı, sakallı şoföre “Nereye gidiyor bu otobüs?” diye sordum, “Danimarka,” dedi. “Uyar,” dedim. Elimin ayasını makineye yanaştırarak akbil sesi çıkardım. “düüüürüt” Şoför yemedi. “İn lan aşağı pis Çingene,” dedi. İndim.  Anadan üryan kardeşim, kendisine verdiğim misketleri ısıra ısıra yerken, diğeri etraftan çalı çırpı topluyordu.

Geniş gövdeli bir ağacın arkasına saklanmış birinin bizi gözlediğini gördüm. Teoman? Evet, o. Babama söyledim, çadırın içinden tüfeğini alıp Teoman’a ateş etmeye başladı. Yuhh! Bir an önce kaçsam iyi olacak diye düşünürken üç ekip otosu siren çala çala gelip önümüzde durdu. “Etrafınız sarıldı, teslim olun.”  Polislerden biri üvey babammış. Mahallenin tüm Çingeneleri toplanmaya başladı. Çatışmanın başlamasıyla, çadırın arkasına gizlendim. Çingenelerden bir grup, yanında getirdikleri sazlarla çalıp söylemeye başladı. (Abe kaynana n’aptın bize…)  Anadan Üryan, benden aldığı misketleri sapanla polislere atıyordu. Annem olacak kadın pişirdiği tavuğun suyunu, su tabancasına doldurmuş polislere sıkıyordu.

Birden üvey babamla burun buruna geldik. Beni kucakladı ve “Ceyhun,” dedi. “Ben sana şaka yaptım.” dedi. “Gerçek baban benim.” dedi. Olabildiğince kızgın bir yüz ifadesi takınarak “Böyle şaka mı olur lan!” dedim. “Babaya lan denilmez,” dedi. “Sen beni Çingenelerden aldığını söylerken iyiydi ama.” dedim. “Özür dilerim,” dedi. “Ebenin…”  dedim. “Hiiiişt” dedi. Cümlenin devamını içimden tamamlamak zorunda kaldım. O sırada Çingen Haluk elindeki tüfekle babamı alnının çatısından vurdu. Ne oluyor ya? Babamla birlikte yere düştük. “Babaaaa!” Akbabalar üstümüzde dönmeye başladı. Yüzüne savaş boyaları sürmüş bir kadın Çingen Haluk’a uçan kafa atıp burnunu kırdı. Rambo’nun dişi versiyonu bu kadın annemden başkası değildi. “Anne!” dedim “Annecim.” Annem cebinden çıkardığı çipi alnıma yapıştırıp akbilini uzattı “Al şunu, kaç git buradan. Ben gittiğin yeri çipten bulurum.” dedi. Annemin teknolojiyi bu derece iyi kullandığını bilmiyordum.  O sırada bacağımda ince bir sızı hissettim. Çingen Haluk’un ben yaşlardaki oğlu elindeki şırıngayı göstererek Çingen DNA’sı enjekte ettiğini söyledi. Gözüm karardı. Uyandığımda buz dolu küvetin içinde buldum kendimi. Böbreklerimin ikisini birden almışlardı.

“Böbreklerim!” diye bağırarak uyandım. Sabah olmuş. Annem yanaşıp “Ne böreği?” evladım dedi. Elimle böbreğimin olduğu yeri yokladım, “Börek değil, böbrek,” dedim.

Rüyamı anlatınca sıkı sıkı sarıldı. Huzur kokuyordu. Babamın şaka yaptığını söyledi, inanmadım.  “Bak,” dedi “Gözlerinin rengi aynı baban.” Omuz silktim. Çantasından küçük bir ayna çıkardı, gamzesini göstermek için güldü. “Gül bak,” dedi “Bu gamzeden sende de var.” “Olabilir,” dedim. “Bu bir şey ifade etmez.” Sonra fotoğraf albümleri, tutulan günlükleri, doğum kaydını gösterdi. Gene inanmadım. “Bekle o zaman,” dedi. Cep telefonundan babamı arayıp hoparlörü açtı. “Ferdi, Allah seni kahretmesin e mi…” dedi. Bir yandan da bana göz kırpıyordu. Babam telaşla sordu: “Ne oldu hayatım?”
“Bir şaka yapayım dedin çocuğun tüm psikolojisini bozdun. Ceyhun’u evden kaçarken yakaladım.” dedi. Babam, “Ben şaka yapmıştım, ne bileyim böyle ciddiye alacağını.” dedi. Annem ne haber anlamında bir göz daha kırptı. İkna olsam iyi olacaktı. Bende anneme göz kırptım. Sarıldık uzun uzun. Canım annem!


 Kasım 2014

Uğur Mıstaçoğlu




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumsuz kalmayınız...