27 Ekim 2014 Pazartesi

ZEYNEP GİBİ...

Radyoda ağır aksak bir melodi, cehennemin dibinde bir meyhane, önümde yağsız-tuzsuz çoban salata, maydanozsuz köfte, susuz rakı… 


Televizyonda “Ayşem” adlı film oynuyor. Sesi sonuna kadar kısık… Hülya Avşar Ayşe’yi, İbrahim Tatlıses kendini oynuyor. Daha önce defalarca seyretmiştim. Susuz rakıdan bir fırt alıyorum. Tüm beyin damarlarım açılıyor sanki. Köfteden de bir ısırık. Soğumuş. Donmuş yağ damağıma yapışıyor. Fersiz ampulün etrafında karasinekler dört dönüyor. Sessiz filme kayıyor gözüm ister istemez. Ayşe rolündeki Hülya Avşar hüngür foşurt ağlıyor. 

Bir fırt daha çekiyorum. Yaka yaka geçiyor boğazımdan. Ohh! Damağımdaki yağ rahatsız ediyor dilimi. Çatalı rastgele saplıyorum yağsız-tuzsuz salataya. İki parça domates takılıyor kısmetime. Dışarıda hızla başlayan yağmurdan kaçan bir kedi giriyor içeri. “Miyav.” Yağı donmuş yarım köfteyi uzatıyorum. Önce kokluyor, sonra patisiyle vurup yere düşürüyor. Kaptığı gibi sandalyenin altına... Afiyet olsun. Radyonun içinden “Unutturamaz seni hiçbir şey, unutulsam da ben...” sözleri okkalı bir fırt çekmeme sebep oluyor. Mahmut Baba, “Bir şey ister misin evlat?” diye yanaşıyor masama. Boş rakı şişesini gösterip bir duble yolluk rica ediyorum. “Duble mi?” diyor. “Evet,” diyorum “Duble. Yolum uzun.” 

İbrahim Tatlıses’le Ayşem beyazcamın içinde evleniyor. Yağmur camları dövüyor. Camiye gitme yaşı gelmiş iki kişi giriyor içeri. “Mahmuuut!” diyor biri ıslak ıslak. Köftehor sırnaşıyor bacaklarıma.“Miyav.” Köftelerden birini daha ikiye bölüp veriyorum. “Hoş geldiniz,” diyor Mahmut Baba yaşı geçkin ıslak müşterilerine. “Buyrun.

”Radyonun eziyeti sürüyor. “Neşemde sen, hüznümde sen bilmem ki, nasıl söylesem.” Off of!
Mahmut Baba, benim yolluğu masaya bırakıp yaşı geçkinlerin siparişlerini almaya gidiyor. Karasineklerden biri kafama konup konup kaçıyor ebe oynarcasına. Bir yakalasam sikecem ebesini, haberi yok. 


“Miyav.” Ebenin… Al hadi, bu son. 

Cereyanların kesilmesiyle fersiz ışığı mumla aramaya başlıyorum. İnsanoğlu böyle işte… Kaybetmeden anlamıyor elindekinin değerini. Benim gibi “Miyav.” Ensesinden tuttuğum gibi atıyorum dışarı tüylü yüzsüzü. Dört ayaküstüne düşer düşmez kaçıyor. Radyonun sesi, televizyonun görüntüsü yok artık. Kedi de öyle. Mahmut Baba elindeki mumları yakmaya çalışırken geliyor elektrik. Radyodan müzik, televizyondan görüntü gelmeye devam ediyor. İbrahim Tatlıses şarkı söylüyor sessiz sessiz. Aklım kedide… Vicdan azabıyla çıkıyorum meyhanenin önüne. Karşıdaki mağazanın önünde yalanıyor. Gel “pisipisi” diyorum eğilerek, gelmiyor. 

Nankör hayvan. Tıpkı Zeynep gibi… 

Ekim 2014

Uğur Mıstaçoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumsuz kalmayınız...