3 Eylül 2014 Çarşamba

NERDESİN AŞKIM?

Banyosunu yapmış, tıraşını olmuş, giderken giyeceği kıyafetleri özenle hazırlamıştı. Saatine baktı:14.28. İki saat iki dakika sonra sevgilisinin evinde olacaktı.  Altı yıldır birlikte olmalarına rağmen bu ilişkiyi sır gibi saklıyor, kimselere söylemiyor, söyleyemiyorlardı. Herkes onları yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki arkadaş olarak biliyordu. Şimdi çıkıp da “Biz arkadaş değil, sevgiliyiz” deseler başta aileleri olmak üzere herkesin bu ilişkiye karşı çıkacaklarını biliyorlardı. Dünyanın hiçbir yerinde evli biri ile sevgili olmak kabul edilebilir bir şey değildi. Bu ilişki böyle devam edecekti. Şartlar böyle gerektiriyordu. Yasak aşkın yükü ağırdı. Böyle bir ilişkiyi kendisini dahi tasvip etmiyorduysa da bir kez olsun ne olacak bizim ilişkimiz diye oturup konuşmamışlardı. Buluştukları an değerliydi çünkü. Zamanı birbirlerine bakarak, dokunarak ve tabii sevişerek geçirmek, ilişkinin nereye gittiğini konuşmaktan daha cazip geliyordu. Her ikisi de bal gibi biliyordu böyle bir ilişkinin mutlu sonla bitmeyeceğini. Bir saat kırk yedi dakika kalmıştı. Mutfakta bir şeyler atıştırdı. Dişlerini fırçaladı. Salondaki L koltuğa oturdu. Telefonuna gelen… “Nerdesin Aşkım?” mesajına muzipçe gülerek… “Buradayım aşkım!” diye cevapladı. Balkondan şöyle bir bakındı. Hava sıcaktı. Bir saat on sekiz dakika… Kalbi daha fazla kan pompalamaya başlamıştı. Yavaş yavaş giyinmeye başlasa iyi olacaktı. Daha önceden hazırladığı kıyafetleri giymek için yatak odasına girdi. Kot pantolonun üzerine, düz beyaz renkli tişörtünü giydi. Ayna karşısında nasıl göründüğüne bakarken yeni bir mesaj sesi ile telefonuna yöneldi.
“Nerdesin Aşkım!” Kırk sekiz dakika… “Buradayım Aşkım!”
Radyoyu açtı. Darbuka seslerini duyunca az önce oturmuş olduğu koltuktan kalkıp radyonun sesini iyice açarak oynamaya başladı. Kalçasını sallaya sallaya darbukanın ritmine uydurmaya çalışıyor, bir dizini hafif kırıp diğerini arkaya atıyor, arkadaki ayağını öne getirip diğer dizini kırıyor, kollarını iki yana açıp parmaklarını şıklatıyor, arada kendi etrafında dönüp ağzıyla “Hop hop!” diye kendini motive ediyordu. Suratındaki sırıtık ifade, karşısına dikilmiş, ellerini yumruk yaparak beline koymuş vaziyette kendisini seyreden annesini görmesiyle sona erdi.
“N’apıyorsun oğlum? ”
Annesini karşısında görünce şaşırmış ne diyeceğini bilememişti. Bu saçma sapan fingirdek oyunu ne zamandır seyrettiğini merak ediyordu.
Radyoyu kapatıp, “İyi annecim… Hoş geldin. Sen nasılsın? Otursana. Niye ayakta dikiyorsun.”
“Hayırdır? Neyi kutluyorsun? Çok neşelisin maşallah! Söyle de ben de oynayayım birazcıkın. Güzel oynuyormuşsun. Ben seni hiç oynarken gördüğümü hatırlamıyorum. Ama çok kıvırtıyorsun; kıçın bir yana başın bir yana gidiyor. Erkek kısmı biraz ağırbaşlı olur. ”
“Ben de halanlara uğradım biraz. Lafladık. Sana selam söyledi. Oradan da bankaya… Babanın maaşını çektim, geldim. Yanıyor dışarısı.”
“Aleyküm selam…  Ben de öyle canım sıkıldı, radyoda çalan darbuka ile içim kıpraştı, kalktım oynadım. Üstüne de sen geldin.” Ne zamandır seyrediyordu acaba?
“Halam nasıl?”


“İyi işte nasıl olsun? Hayırsız oğlundan şikâyetçi… Hiç aradığı sorduğu yok” diyor.
Saatine baktı. Otuz sekiz dakika kalmıştı.
“Anne” dedi “Ne zaman radyoyu açsam gözümün önüne dedemin köydeki evi geliyor. Hani dedem radyoda haber dinlerken kulağını radyonun içine sokacak gibi yanaştırır, biz çıt çıkarmadan dinlerdik ya. Hatırladın mı?”
“Hatırlamaz mıyım çocuğum ah ah!”
Üstündeki hırkayı çıkarıp oturdu. “Ah, ne güzeldi o ev. Keşke dursaydı da gitseydik ara ara. O kadar dedim babana… Ama dinleyen kim? Hiç umursamadı. Hiç ilgilenmedi. Ne işimiz varmış? Çok masrafı varmış. Kim gidecekmiş? Sattı güzelim evi üç kuruşa…
“Sen onu bırak şimdi de nereye gidiyorsun onu söyle.” Nasıl söylesindi? Allah muhafaza tık diye giderdi kadıncağız.
“Sevgilinle mi buluşacaksın yoksa?”
“Evet, yani hayır...”
“Evet mi, hayır mı bikarar ver?”
“Evet,”
“Kimmiş bu kız? Getir de bir görelim”
“Anne geç kalıyorum. Sonra konuşuruz.” 
Son on beş dakika…
Mesaj: “Nerdesin aşkım?”
Çok özlemişti. Gider gitmez sarılacak, teninin kokusunu içine çekecekti, uzun uzun.
“Çıkıyorum aşkım! Karın gitti, değil mi?”

Mesaj: “Gitti aşkım. Bu gece annesinde kalacak.” 


Ağustos 2014

Uğur Mıstaçoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumsuz kalmayınız...