22 Eylül 2014 Pazartesi

İDEAL KİLOMUN SIRRI

Uzaklardan geliyor olmalıydı. Belki de yakın bir yerlerden geliyordu da sesi kısık olduğu için bana uzak gibi geliyordu. Çok önemli değildi zaten hangi mesafeden kulağıma çalındığı. Fakat büyük ihtimal radyodan geliyordu bu çifte kavrulmuş türkü. Bağlamanın tınısına, anlaşılmayan sözlerine kulak kabarttım bir süre. Sözlerini anlamasam da içimi bir huzursuzluk kapladı. Tarifi zor bir ruh hali sarıp sarmaladı tüm bedenimi. Ne kadar çabalasam da çiğnediğim simidi yutamadım.  Çiğnedikçe ağzımda büyüyordu. Kulağımdan giren anlaşılmaz sözler iştahımı kesmişti. Elimdeki yarım simide baktım. Masa örtüsünün üstündeki susamlara baktım. Pencereden bir sağa, bir sola baktım. Kulağımı kabartıp türkünün geldiği yönü belirlemeye çalıştım. Serin hava yüzümü yalıyordu. Rüzgâr bağlamanın sesine karıştı. İki parmak aramda sıkışıp kalmış simidi, karşı apartmanın damına doğru attım. Frizbi gibi gitti, döne döne. Camın önüne bir sandalye koyup oturdum. Türkünün sesi gitgide azaldı azaldı, duyulmaz oldu. Bir süre camdan gelen geçeni seyrettim. Herkes bitaraflara koşturuyordu. Rüzgâr şiddetini artırdı.  Karşı apartmanın bahçesindeki iki ağacın yaprakları birbirine vurmaya başladı. Beyaz bulutlar grileşmeye başladı. Kasvetli hava, evin içine girmek için pencereleri yumrukluyordu. Karnım tam olarak doymamıştı. Keşke atmasaydım simidi. Bir sandviç yapıp tekrar pencere önünden geçtim, gelen geçeni seyretmeye başladım. Bulutlar iyice karardı. Pencereyi sonuna kadar açtım. Kasvetli hava evin her yerine doluştu. Sandviçimden büyük bir lokma alıp çiğnemeye başladım. Yoldan geçenlerin üşüdükleri hallerinden belli oluyordu. Yeni bir türkü çalındı kulağıma… Şimdi daha net duyabiliyordum. Farklı bir türküydü bu. Boğuk ve tok sesli sözleri, bağlamanın sesini bastırıyordu. Sandviçimden bir parça daha ısırdım. Hava biraz daha karardı. Kasvet dolu evde bana yer kalmamıştı. Boğulacak gibi oldum. Ağzımdaki lokma gitgide büyüyordu; bir türlü yutamıyordum. Lokmalar türkü ile birlikte büyüyor gibiydi. Sandviçimi de karşı apartmanın damına attım. Az önce attığım simidin yanındaki kiremidin üzerine yapıştı kaldı. Banyoya gidip yüzümü iyice yıkadım. Midemde karıncalar geziniyor gibiydi. Giyinip çıktım kasvet dolu evden. Sokağın köşesini dönmeden yağmur başladı. Nereye gittiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Amaçsızca ve nedense hızlı adımlarla yürüdüm. Kısa sürede sırılsıklam olmuştum. Kitap, CD ve kırtasiye malzemeleri satan mağazadan içeri girdim. Üzerimdeki bereket, mağazanın zeminine akıyordu. Koca kafalı, kıvırcık saçlı genç, “Buyrun.” dedi.  “Üç adet değişik türkü CD’si istiyorum.” dedim. Tavsiye ettiklerinin içinden beş tanesini alıp çıktım. Yağmur hafiflemişti. Farklı bir güzergâhtan yürüyerek eve geri döndüm. Beynim aç olduğuma dair sinyaller gönderiyordu.  Evin iki arka sokağındaki büfeden döner ekmek alıp eve döndüm. Açık unuttuğum pencereden içeri yağmur girmiş, yerleri ıslatmıştı. Pencereyi kapatırken gözüm karşı apartmanın damına takıldı. Simitle sandviçin yerinde yerler esiyordu. Bir bez alıp ıslak yerleri kuruladım. Yemeğimi iştahla yerken CD’leri incelemeye başladım. İçlerinden bir tanesini açıp CD çalara yerleştirdim. Uzun bir bağlama taksiminden sonra daha önce hiç duymadığım ses ve sözler boğazımı tekrar düğümledi. Ağzımdaki lokma büyüdü de büyüdü. Kulağımdan giren türkü iştahımı kesiyor gibiydi. CD çaları durdurup bir müddet bekledim. Döner ekmekten bir lokma ısırdım, çiğnedim rahatça yuttum. Bu inanılacak gibi değildi. Türküyü tekrar açtım. Birkaç dakika bekledim. Bir ısırık daha alıp çiğnemeye başladım. Döner ağzımda dönüyor, ekmek gitgide büyüyor, boğazım daralıyor, ağzımdaki lokma bir türlü boğazımdan geçmek bilmiyordu. Bir süre daha deneyip emin olduktan sonra kendimi kanepeye attım. Bir süre düşündüm. Bir süre daha düşündüm… Ve bir süre daha. Sonra o düşündüğüm şeyi yapmaya karar verdim.
Üç ay içinde yüz on iki kilodan, seksen sekiz kiloya düştüm. Üç-beş kilo daha verirsem ideal kiloma ulaşacaktım. Hiç alışveriş sevmeme rağmen bir sürü yeni kıyafet almak durumunda kalmıştım. İyi de olmuştu. Her şey yolundaydı. Fakat bu türküleri dinlerken üzerime yapışan duygu durum bozukluğunu atlatmam saatlerimi alıyordu. Sanki en sevdiğim amcam ölmüştü de ben yeni öğrenmiştim. Etrafımdaki herkes bu durumu şaşkınla karşıladı. Nasıl kilo verdiğimi sordular. Önceleri gerçeği söylesem de herkes bunun bir espri olduğunu, sırrımı paylaşmak istemediğimi düşündü. Baktım kimse inanmıyor ben de yalan söyledim. Her gün düzenli spor yaptığımı, salata falan yediğimi söyledim. Hemen inandılar.

Bu değişimle birlikte hayatıma giren Sevda, türkülerden nefret eden biriydi. Birlikteyken türkü dinlememe asla izin vermiyordu. Bir haftalık tatilde tam dokuz kilo aldım. İyi vakit geçiriyorduk. Sonraki günler bana taşındı. Birlikte yaşamaya başladık. Türküsüz günler birbirini takip ediyordu. Verdiğim tüm kiloları kısa sürede tekrar geri aldım. Balıketli erkeklerden hoşlanan Sevda, balinaya döndüğümü, yememe biraz dikkat etmem gerektiğini söylemeye başladı. Eski kıyafetlerime geri döndüm. İki ay sonra yüz kırk kilonun üzerine çıkmıştım. Sevda tek bir notla çıktı hayatımdan. “Ben gidiyorum… Kendine iyi bak” Geldiği gibi gitmişti.
Türkü barlara attım kendimi. İştahım bıçak gibi kesildi. Zorla birkaç kadeh içki içiyor, çerez bile yiyemiyordum. Tüm radyo kanallarının listesi çıkarıp telefonuma kaydettim. Dört ay sonra seksen bir koli ile tekrardan ideal kiloma kavuştum. Tekrar kilo almak istemiyordum. Türkü dinlediğimde hiçbir şey yiyemezken, dinlemediğimde aşırı yiyordum. Çözümü yemek saatlerinde tek kulağımla türkü dinlemede buldum. Bu şekilde az yiyerek kilomu korumayı başardım. Sevda gittiği gibi geri geldi. Kilomun ideal olarak kaldığını gördükçe şaşırıyordu. Bir gün bunu nasıl başardığımı sordu. Doğruyu söylesem inanmayacağını biliyordum. V yaka tişörtünden fışkıran koca memelerine baktım. Kocaman göbeğine baktım. Tombul yanaklarına baktım.

“İrade.” dedim. İRADE!


Eylül 2014

Uğur Mıstaçoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumsuz kalmayınız...