23 Ağustos 2014 Cumartesi

'Demirbank İyi Günler Diler.'

Radyoda zırt pırt çıkardı. Önce; gün, ay ve yıl belirtilir, ardından: “Demirbank iyi günler diler" le biterdi reklam. Bu kadar. Çok hoşuma giderdi Demirbank'ın bu iyi günler dileği. Gayet sosyalist bir reklamdı. Sadece müşterilerine değil, herkese “İyi günler” dilerlerdi çünkü. Bu dilek sayesinde günlerimin iyi geçtiğini düşünürdüm.  Bir gün benim de param olursa kesinlikle bu bankada bir hesap açtıracaktım. Yıllar yılı bana iyi günler dileyen bankaya borcumu ödemeliydim. Fena kazanmıyordum aslında. Biraz dişimi sıksam başarabilirdim. Annemin deyimiyle, “Havada bulup tavada yeyince” para artmıyordu. Nihayet 2000 yılında birazcık para biriktirebilmiştim. Artık hazırdım. O gün çok önemli bir işim olduğunu söyleyerek iş yerinden bir saat izin istedim. Patronum şöyle bir baktı ve “Belli” dedi. “ Ceket falan giydiğine göre...”  İzni kapmıştım. Hemen en yakın Demirbank şubesine gittim. Çok heyecanlıydım. Kapıdan içeri girdim. Banka boştu. İşte dedim kendi kendime azimle sıçan adam geldi. Sağ bankoda oturan bayana yanaşıp "İyi günler..." dedim. Hesap açtıracaktım da. Önündeki evraklardan kaldırdığı makyajlı yüzüyle yüzüme baktı. Sonra gülümseyerek “İyi günler” dedi. Yüz yüzeydik. “İyi günler” dedim tekrar. Tumturaklı bir kadındı. Makyajı biraz fazla kaçmıştı. “Buyrun, yardımcı olayım.” dedi. “Şey…” dedim. Ben hesap açtıracaktım da. “Tabii. Buyrun, şöyle oturun.”  dedi.” Oturdum. “Kimliğiniz lütfen.” Ceketimin iç cebinden çıkarıp uzattım. Kimliğime şöyle bir göz attıktan sonra “Ceyhun Bey, ne kadar yatıracaktınız?” diye sordu.  “Yedi yüz milyon.” dedim.  (1.309 dolara tekabül ediyordu). Aslında beş yüz milyon yatırmayı düşünüyordum. Tumturaklı kadın, adımın sonuna “Bey” sıfatı ekleyince ağzımdan yedi yüz milyon çıkmış. Ağzımdan çıkanı duyduğumda artık çok geçti. “Peki.”dedi. Birkaç evrak uzattı. Masasındaki kartvizitten adının Selin olduğu öğrendim. Ojeli tırnaklarıyla işaret ettiği yerleri tek tek imzaladım. Sonunda olmuştu işte. Üçe katlı banka defterinde; adım soyadım ve yatırdığım para miktarı yazıyordu. Cebim de sadece bir milyon kalmıştı. (Sandviç parası). Tumturaklı Selin, “Hayırlı olsun Ceyhun Bey,” dedi. “Buyrun, bu da benim kartvizitim.” Teşekkür ettim. El sıkışıp çıkarken birbirimize tekrardan “İyi günler” diledik.

 Kalan parayla kendime bir sandviç aldım. İçecek alacak param kalmadığı için sandviçi kuru kuru yemek zorunda kaldım. Cebimde sıfır lira ile işe geri döndüm. Tabii akşamüstü ıkına sıkıla patrondan birazcık avans istedim. Hiç sevmezdi avans vermeyi. Vermedi zaten. Akşam iş çıkışı eve yürüye yürüye gitmek zorunda kaldım. Eve gittiğimde hava kararmıştı. Bacaklarım ağrıyordu. Ayak tabanlarımı hissetmiyordum. Yattığım gibi uyumuşum. Sabah işe gitmek için annemden borç istedim. Kızdı etti, ama sonunda kıyamadı verdi.

Bankaya gidip elli milyon çeksem iyi olacaktı. İyi de nasıl? Dün yatır, bugün çek ayıp olmaz mıydı? Bir arkadaşımdan borç aldım. Sağ olsun uzun uzun yalvarttı beni.

Bir ay sonra biraz daha, iki ay sonra biraz daha derken bankadaki param çoğalmaya başlamıştı. Üç buçuk ay sonra radyoda BBDK’nın Demirbank’a el koyduğunu duydum. Sonra, banka müşterileriyle birlikte HSBC’ye satıldı. Panik yapmıştım. Panik yapmamamızı, sadece bankanın adının değiştiğini, paramızın güvende olduğunu söylediler. O gün bugündür HSBC müşterisiyim. Hiç “İyi günler” dilediklerini duymadım.


Ağustos 2014

Uğur Mıstaçoğlu



1 yorum:

Yorumsuz kalmayınız...