4 Ağustos 2014 Pazartesi

“Çiçeklere Dokunmayınız”

Çilli Hatun’la birlikte pazar gezmesine çıktık. Yer bildirimi de yapayım: Yeşilköy'e gittik.
“Çiçeklere dokunmayınız.” yazısının yanındaki merdivenlerden inerek çay bahçesine doğru yürüdük. El ele. Neden böyle bir uyarı yazısı yazmışlar diye uzun uzun düşündüm. O uyarı yazısını okuyana kadar çiçeklere dokunmak hiç aklıma gelmemişti. Bu uyarı yazısı, insanda dokunma dürtüsünü tetikliyordu. Sanki dokunalım diye özellikle yazılmıştı.Hem dokununca ne oluyor, küsüyorlar mı?  Sırf dokunursam ne olur diye dokunmak istedim o çiçeklere. Dokununca ne olacağını merak ettim, ciddi ciddi. Benim bildiğim, “Çiçekleri koparmayınız.” falan yazılır. Sonra herhangi bir şeye dokunabileceğimiz belirten bir tabela aradı gözlerim, yoktu. Neyse. 


Ağaçların altındaki bir masanın salıncak tarafına oturduk. Çay siparişi vereceğiz, ilgilenen olursa. Etrafta bir milyon garson var, hiç biri bize uğramıyor. Can sıkıntısından tam on beş öz çekim gerçekleştirdik Çilli Hatun'la. En sonunda uzaktan geçen bir garsona iki çay söylemeyi başarabildim. Kafa sallayıp gitti. Bir türlü gelmek bilmedi. Etrafa bakınmaya başladık. Önümüzden: kazlar, tavuklar, civcivler, tavşanlar, kediler, köpekler geçiyor. Hepsi de geçerlerken bize bakıyor. Sanki insanat bahçesindeyiz. Garsonları saymazsak insan nüfusu daha az. Bir süre sonra, “Evet buradan çay isteyen?” diye bağıran bir garson çıka geldi. Elindeki tepsinin içinde bine yakın çay vardı. Kişiye özel çay servisi yok, genel bir dağıtım söz konusu. Dönüp elimle zafer işareti yaptım. Garson, zafer işaretimi iki çay olarak yorumlayarak masamıza iki çay bırakıp, “Evet buradan çay isteyen var mı?“ diye devam etti. İçtin içtin, içmedin, bir sonraki toplu dağıtımı beklemek zorundasın. Bir sonraki, “Evet buradan çay isteyen?” seferinde göz göze geldiğimiz garsona gene zafer işareti yaptım. Sonuç değişmedi. Masaya iki çay bırakıp gitti. İçtik. Bir süre daha oturduk. Yanımızdaki üç kaz bize doğru dönüp pis pis bakmaya başladı. Sonra kulak kakan sesler çıkarıp üzerimize doğru geldiler. Baya posta koydular bize. Sanırım, "Siktirin gidin lan buradan" diyorlardı. "Burası bize ait" Hesabı ödeyip çıktık.

Merdivenleri çıkarken “Çiçeklere dokunmayınız” yazısının yanındaki çiçeklere dokundum. Hiç bir şey olmadı.

Ağustos 2014

Uğur Mıstaçoğlu








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumsuz kalmayınız...