29 Ağustos 2014 Cuma

Bok Değil, Tezek.

“Köy ekmeği mi? Ben yemem.” dedim. “Oğlum, bak, üstüne köy tereyağı da sürdük; mis gibi kokuyor.” Gözüme gözüme sokuyorlardı sözüm ona mis gibi kızarmış tereyağlı ekmeği. Kocaman, esmer renkli, upuzun, sevimsiz bir dilim. Suratımı ekşitip omuz silktim. “Yemicem!” Alışık olmadığım tuhaf bir kokusu vardı. Kaşlarımı çatabildiğim kadar çatıp “Ben şehir ekmeği istiyorum.” diye ısrar ettim.  Böyle köklü bir değişimi olgunlukla karşılayacak yaşta değildim.

“Köy yerinde şehir ekmeği olmaz çocuğum.” dedi babaannem.  Mecburmuşum yemeye. Yoksa açlıktan ölürmüşüm. “Ölürüm de yemem!” dedim. Annem, “bir kerecik ucundan ısır, beğenmezsen yeme çocuğum.” diye yalvarıyordu. “Cık! Yemicem.” Aklı sıra beni kandıracak.  

“Babamla dedem nereye gittiler?“ “Kasabaya gittiler.” dedi annem, “Keşke söyleseydik, ekmek alsalardı sana.” 

Yer sofrasından kalktım. Oturma odasına giderken babaannemin, “sütünü içseydin bari…” demesini duymazdan gelip pencereden dışarıya bakmaya başladım. Dere kenarındaki kavak ağaçlarının uzunluğu beni hayli şaşırtmıştı. Rüzgârda sallanan yapraklarına baktım uzun uzun.  Her yer yemyeşildi.  Efkârım biraz olsun dağılmıştı. Açlığımı unutmuştum.  

Dün akşam geldiğimizi duyan dayıoğlu Sedat dayandı kapıya. Koşarak geldiği nefes almasından belliydi. Altı yaşında. Benden bir yaş küçük. “Ceyhun gel gezelim.” dedi. Çıktık. Az önce penceren baktığım dere kenarındaki ağaçların oraya gelmiştik. Çok uzunlardı. Deredeki hayatı gözlemledik bir süre. Küçük küçük balıklar vardı. Suyılanı bile gördük birkaç tane. Taş attık. Kaçıştılar. Biraz daha yürüdük. Sedat, “ahlat yer misin?” diye sordu.“Ahlat ne ki?” diye sordum merakla.  Armutmuş. Parmağıyla gösterdiği ahlat ağacına doğru baktım. “Olur.” dedim.  Köy ekmeğinden iyidir. Yerden aldığımız taşlarla ağacı taşlamaya başladık. Biz ağaca taş, o bizi ahlat atıyordu. Aynı ağacın dibine bağdaş kurup oturduk. Göz ucuyla Sedat’a baktım. Ahlatı üzerindeki tişörte güzelce siliyor, öyle yiyordu. Ben de öyle yaptım.  Oldukça lezzetliydi.  Bir tane bir tane daha derken tam beş tane ahlat yedim.

Patika yoldan yürüye yürüye köyün içine girdik. Evlerin önünden geçiyorduk. Tavukları, civcivleri ve kedileri seviyordum ama köpeklerden korkuyordum. Hepsi havlıyordu çünkü. Allah’tan bağlılardı.
Köyün kimi yeri az, kimi yeri buram buram bok kokuyordu. “Sedat,” dedim. “neden her yer bok kokuyor?”  “Bizim köy bok kokmaz.” dedi. “Tezektir o !” Biraz bozulmuştu sanki.  Neden bozuluyordu ki? Köyün böyle kokması onun suçu muydu?  

Evin kapısının önüne gelmiştik. 
Hiç yüzüme bakmadan, “Hadi sen gir, ben gelirim gene,” diyerek gitti.
Keşke “bok kokuyor” demeseydim.  Eve girdim. Anneme de birkaç ahlat getirmiştim. Annem, “n’aptınız Ceyhun?” dedi. “Anlat bakalım.” 

“Al.” dedim. “Sen beni düşünmüyorsun ama bak, ben sana ahlat getirdim. 
“Ah, teşekkür ederim. Çok naziksin.” 
Öyleyim tabii. “Ben de sana şehir ekmeği siparişi verdim, bir-iki saate gelir.” Kandırıyor olabilir düşüncesiyle sevincimi belli etmedim.  İçi saman dolu sedire uzandım. Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. Uyumuşum. Kalktığımda annem şehir ekmeğinin geldiğini söyledi.  Sandviç yapmış, benim kalkmamı bekliyormuş. "Al bakalım." Yüzüm gülüyordu. Dökmeden yemem konusunda uyarıda bulunmayı ihmal etmedi tabii. Babaannem yanımdan geçerken kafasını sağ sola sallıyordu, sen ne inatçı keçisin der gibi. Sandviçin içinde tuzsuz peynir ve domates vardı. Bir yandan yerken bir yandan annemle konuşuyordum. Aklıma Sedat’ın ‘bok değil, tezek’ demesi gelince.  “Anne,” dedim “tezek ne?” Ağzımdan bir parça peynir fırlamış annemin elbisesine saplanmıştı.  Annem peyniri saplanan yerden alıp ağzına attı. Iyyy. Sonra da işaret parmağını sallayarak, “ağzın doluyken konuşma Ceyhun.” dedi. “Kaç kere söyledim.“ Çiğnemeden yuttum ağzımdaki lokmayı. Boşalan ağzımı kocaman açıp gösterdim. Annem, gözünü kapayıp“İğrençsin Ceyhun.” kapa şu ağzını dedi. Ağzımdan çıkanı yiyor bana "iğrenç." diyor. Kim iğrenç acaba? 

“Tamam, sor şimdi.”

“Tezek ne?”

“Hayvan dışkısı.”

“Dışkı ne?”

“Bok”

Ulan Sedat!

Ağustos 2014

Uğur Mıstaçoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumsuz kalmayınız...